|
|
March 31
SUSTUM
Mücadele etmenin anlatılmaz yorgunluğunda,saatlerin isyanlarındayım;''beden'' yorgun...Yılların engellenmez yıpranma izlerini taşıyor;''ten'' yorgun. Hani diğerlerini bırak da bir yere;
Sevmenin erdem olmadığını anlamanın gözyaşlarında boğulmaya ramak kala;''ruh'' yorgun...
''Vakit tamam,hadi'' derken içerden bir yerlerden gelen sessissizliğe teslim olmaya anlar kala,hani sorulmadan''son arzun nedir'' diye geçirmeden önce yağlı ilmeği boynuma,''kimin zafer çığlıklarının oyuncağı oldu sözüm ona bana verilmiş bu ömür !!!'' diye sordum en seslisinden duyurabildiğim tüm canlılara..
Ve tamamdır vakit...
Ve teslim oluyorum sana ey sessizlik...
Al senin olsun tüm seslerim..
................................
Döndüremiyorsa insan zamanı geriye,dönemiyorsa eski haline ve bulamıyorsa artık aradığı kişiyi bıraktığı köşede,bir işe yaramıyor peşinde ''di-li geçmiş,miş-li geçmiş'' kelimeleri sürüklemesi gittiği her yere. Geniş zamanların ağırlığı bölüyorsa uykuları,gelecek zaman ifadesiz ve solgun renklerle ulaşamayacak bir dala asılıysa, kurulan tüm cümleler pişmanlık ifadeleri taşıyorsa,''keşke''ler,''belki'' lerden ağır basıyorsa terazinin minik kefesinde... Sesleri kapı önüne atıp, sessizliği kucaklamak en doğrusu değilmidir?
Teslim olmaların parfümü hep tektir nedense; eziklik kokar bedenler ve ruhlar. Ağır bir kokudur,bilir sürünenler; sabun, su arasan da arınmak için, temizlenemez insan yıllar yılı ... Kolay değil susmaların yanına yamacında bir yer bulup sığınmak zamana. İki ucu keskin bıçak misali, ya birden çöker üzerine, ezilirsin ağırlığı altında, ya da sustum zannedersin ağzından çıkan binlerce hecenin tsunami şiddetinde dalgaları arasında boğulurken, amansız anlarda...
Sustum ben... Sustum gözyaşlarım akarken. Çığlıklar atarken yüreğim beynimin karşısına dikilip; verdiğim sözlerin altında ezilmeme yalanlarına sarılıp, ''gurur'' denen duygunun peşine düştüm.Bilemezdim ruha girdiği andan itibaren ''eşittir''leri peşi sıra sıralayacağını.. Bilemezdim en son eşittirin yanında ''AYRILDIK'' yazıp,yanına tek bir nokta koyacağını... Bilemezdim gün gelip ''sen'' ve ''ben'' üzerine kalemler sallayıp,yazılar yazacağımı...
Bilemezdim yapılan hataları silicek silginin asla bulunamayacağını...
Al senin olsun tüm seslerim. Tüm sevinç ve üzüntü ünlemlerimi sana hibe ediyorum. Sustum...Susturdun... Konuşsam ne anlatacaktı ki bu yürek sensizliğe dair anıların karanlığında?En yalınından ''ayrılık'' bunun adı işte. Ağdalı cümlelerle süslesem yanını yamacını, daha mı ağır yaşıyacağım sanki özlemini? Ya da tek satırda ''gitti'' desem, 5 harfin satırlarda bıraktığı iz kadar mı olacak kalbimde bıraktığın acı?
Sessizim artık. Reddediyorum harfleri birbiri ardına sıralayıp heceler, hecelerin toplamından kelimeler yaratıp, adına hediye etmeyi .Bitirdiğin gün beni, başlamıştı zaten baharın yaprak dökümü. Tüm sesli harfler bir araya gelip ötenazi haklarını kullandılar gözümün önünde. Durun diyemedim, engelleyemedim. Bakarken arkalarından mahsun ve çaresiz gözlerle, yitik dökük sessiz harflerimle kaldım bir köşede. Son bir gayret,umutları çarşaf misali bağlayıp birbiri ardına, kalan sessiz harflerle sesini varetmeye çalıştım günler günü... Beceremedim...Direndin..Direndim..
Sen kazandın;ben kaybettim.
Senin sayıların vardı nefeslerinin arasına serpiştirilmiş, benim seslerim. Sen sayıların dünyasında harfler aradın yıllar yılı umarsızca, ben harflerin arasına seni... Bulamadım...Belkide buldum da, tutamadım. Sonucu ne olursa olsun toplamaların ya da çıkartmaların, eşittir attıysan sonucun önüne, eşittirin yanına yazıyla tek bir kelime yazdım;
SUSTUM...
serseri February 25
GİTTİN... Bu gidiş hiçbir kelimeye yakışmadı… Binlerce hece yokluğunla düş kırıklığında..!!! Yoksun!! Zaman hep isyankar yüreğimde… An be an aklındasın yüreğimin… Hayat hep seni sen geçiyor buralarda… Buralar… Buralarsa sessiz ve hasret varlığına… Varlığınsa musalla yokluğuma… Yokluğum!! Varlığınla anlamda… Bütün anlamlarımsa ‘SEN’ paranaaali cümlelerimde… Cümlelerim yarım… Yüklemsiz bir özneyim sensizlikte… Sensizlik!! Tükeniş, karanlık… Bir yaprağın dalından mevsimsiz düşüşü… Bir gülün boynunu büküşü… Ay’ın geceye küsüşü… Gece!! Yoksun diye hep var olan… Bitmek bilmeyen karanlık… Tükenmez yalnızlık… Yalnızlık!! Varlığın… Ben ben hep yalnızdım zaten… Yalnızım çünkü ‘SEN’ varsın… ‘SEN’!! Giden… Gitmesi gereken… El yüzlülere sevdalı… SEN!! Ayrılık… Hasret… Özlenen…
SEN!! Kalması gereken… Ama gitmesi gereken Ve gitmelerin en yakıştığı… Yollara sevdalı yolcu… ‘SEN’!! Tükenişim… Hasretim... Gözyaşım… Gülüşüm… ‘SEN’!! SEN… bitmek bilmeyen kaçışım… Bu kadar bendeyken Bu kadar SEN ’ ken Yoksun işte… Yoksun… Ve yokluğunla firarda harflerim……
serseri
Dilime dolanmış Adınla başlıyorum sonu gelmez satırların en başına.."
Sana dair harflerim, kalemimden akan mürekkebe bulaştı yine .. Silinmez bir daha ak sayfanın silüetinden..
Yazdığım her bir satır, keşkelerin dudağıma hapsolduğu buruk bir tebessüm suratıma çarpıyor senden yansıyanlarla.. Acıtıyor canımı, sızısı yakıyor genzimi, ağlamaklı oluyor gözlerim, yaşlar inat ediyor yanaklarımdan süzülmek için..
İlk defa pişmanlık duyuyorum oysaki.. Ve ilk defa kelimelerimin peşinden kalemimi isteyerek koşturuyorum..
-"Belki bir anda, bir virgülde veya ucu açık kalmış cümlemin sonundaki üç noktada seni yakalar umuduyla…"
İkimiz için yazılmış senaryoda iki acemi aşığın üstlendiği rolün altında ezildik.. Yanlış zamanlarda, yanlış yerlerde repliklerimiz ezberimizi bozdu..
Rolümüzü yanlış oynadık.. Perde acımasızca kapandı yüzümüze,bir daha açılmamak üzere.. Üzerimize yıkılan dekorun altında kaldık..
Harab oldu duygular, ezildi umutlar, kırıldı can.. Ve can kırıkları batmaya başladı en can alıcı yerlere..
Kanıyor.. Kanatıyor.. Kan ağlıyor... "Bir zamanlar Canımın attığı "sen", canımı yakıyor artık..." Ya yakmalı senin için biriktirdiğim tüm harflerimi.. Ya da yazmalı... Kalemimle beraber bitene kadar "seni"…
SERSERİ
February 22
Varlığına alışmıştım tam sen gittiğinde. Yokluğun varlığından daha durgun daha huzurluydu. Sen yokken seni özlemek sen varken özlemekten daha az incitti beni. Ömür boyu yanımda olma sözlerini hiçbirzaman ciddiye almamış olmam sadece şansımdandı, yoksa seni sevecek kadar salaktım. Gidersin diye korkuyla geçen onca gece geçti, seni düşünerek. Sen asla gitmedin. Ama gelmedin de. Paylaşmayı daha küçük bir çocukken öğrenmiştim. Bilmezdim büyüyünce acıtacağını konu sen olduğunda. En son senin için çarptı bu kalp deli gibi. En son senin için gözlerim dalıp gitti uzaklara her gece olduğu gibi. Benim değildin belki ama. Hep sen, benimle tamamlanmış olan eksiklerine bakıp daha fazlasını isterken, ben sende yeni boşluklar yaşıyordum. Daha çoğunu isterken sen, bense yarımlarında kayboluyordum. Kaç kez vazgeç dedi bu yürek, kaç kez yolun kenarındaki ormana girip yok olmak istedi. Senin varlığını bilmek bile yeterken bana, sende kendimi yok hissetmek "yok olduğumdan başka" ne düşündürebilirdiki bana? Oysa düşünsene, ne coşku doluydu yüreklerimiz başlarken yeni bir hayata. Gecelerimizide, gündüzlerimizi de adamaya hazırdık birbirimize, koşulsuz, içten ve sımsıcak duygularımızla. Yaşadığımız her an unutulmaz, doyumsuz ve vazgeçilmez olacaktı. Sen bir sonbahar rüzgarında savrulmuş bir gül yaprağı bense taç olacaktım sana. Şimdilerde, kim savruluyor ve kim onu sarmaya çalışıyor karıştırıyorum artık. Ben bu uykuları, böyle uykuları unutalı çok olmuştu. Acı uykusu, hüzün uykusu, korku uykusu. Ama çok sürmez esaretim biliyorum, Içimdeki bu yenilginin acısı sürsede yıllarca, bir yolunu bulup kavuşurum özgürlüğüme.Şimdi gitmek zamanı belki, geride yaşanmış yada yarım kalmış anları bırakarak. Sende tüm ürkekliğinle, tüm hatalarınla, tüm eksiklerinle, tüm haklı gördüğün yalanlarınla vede vicdanınla başbaşasın şimdi. Hepbir şeyler tamamlancak değil ya, bu da böyle yarım kalsın. Yine yanıldım. İlk acım değil ama en büyük acımsın. Sevmemeye yemin etmiştim kimseleri kendimden daha fazla sevmeycektm uğruna hiç bir şey feda etmeyecektim.
SENİ SEVMEK İÇİN SANA İHTİYACIM YOK Kİ BENİM
-serseri-
Ah sen umutlarım, günahlarım... Ahsen korkularım vazgeçilmez tezatlarım... Beni üzsen de beni yorsan da, beni kırsan da!..
February 19 Hiç kimsenin yüreği sen olmadı..
Seni sen yapan ben olmadım
Hiç kimsenin gözleri sen olmadı..
Gözümdeki hüznü bilmedi yağmurlar...
Hiç kimsenin kimsesi olmadı senin kadar..
Sen bile sen olamadın benim kadar..
Hiç kimsenin yokluğu yok etmedi yaşamı.
Yokluğu bir ben bilirim...gözlerin kadar..
Hiç kimsenin uzaklığı uzak olmadı bu kadar..
Evren bile sonsuz değil, yokluğun kadar..
Hiç kimsenin ölümü ölüm değil, senin gidişin kadar..
Sen bile bilemedin ölümü...
Ben öldüm gidişin kadar...
February 14
içimdeki onca kalabalığa rağmen yalnızım...Meğer ne çokmuşsun bende.Sen gittiğini sandın değil mi?Ben de öyle sanmıştım...Ama hayır...Her şeyinle kalmışsın, giden sadece bedenin olmuş.Ruhun bende kalmış, gözlerin bende...Hasretin bende kalmış, özlemin bende...Sen bende kalmışsın, ben yalnızlığın içinde...
Gözlerinin karasında şimdi gecelerim...Susuşlarının sessizliğinde hayallerim...Sessiz çığlıklar biriktiriyor yüreğim...Yağmura inat akıyor gözyaşlarım...Engel olamıyorum, engel olmak istemiyorum.Yüreğimdeki bulutların resmidir onlar.Onlar katıksız bir sevginin isimsiz şahitleridir.Dokunamam ki onlara...Onlar, bana senden tek hatıra.
Yağmur yağıyor bugün yine.Yüreğimin en kuytu köşelerine vuruyor damlaları...Sen de böyle bir günde gitmiştin...Yine yağmur yağıyordu, yağmura karışıyordu gözyaşlarım.Sen anlamıyordun Kardelen.. Yüreğimden akanları yağmur sanıyordun.Bir sevgi daha yağmura karışıyordu ve damla damla eriyordu yürek...Gözlerimizin önünde bir bitiş sahneleniyordu ve son perdeyi oynuyorduk ikimiz.Peki ama neden bu kadar zordu "Hoşçakal" demek?Zordu ; çünkü senden sonra "Hoşça" kalmak mümkün müydü Kardelen, mümkün müydü?.. Sen yüreğimde, yüreğim avuçlarımda şimdi.Yaşanmamış zamanlar, can çekişen umutlar kaldı bu sevgimden geriye... Şimdi gitmelerin ve bitmelerin mevsimi...Yüreğimi alıp gidiyorum ben de.Yalnızlığımı da yoldaş yapıyorum kendime...Nereye mi?Yağmurların hiç durmadan yağdığı en uzak sahillere...Belki , belki oralarda, bu sevgimin şahitleri, yağmura anlatırlar beni, benim sana anlatamadıklarımı...

Nihan Korkmaz
February 10
Kalbin kirlenmişti senin bir kere, Duyguların masumluğunu yitirmiş, Bakışların soluk ve anlamsıztı..! Gülüşlerin yarım ve sahte, Cümlelerin suskun ve yamalı…! Sevgime de gölge düşürmeden git hadi..O hak etmedi kirlenmeyi…
Tıpkı sendeki ben gibi…! Yüreğimin küflü duvarları var artık, aşılması imkansız olan…
Sahip olamamamın acısını hissediyorum ilk defa, bakışlarımda hüzün saklı, birazcıkta nefret…
Birazda sen işte..
Yine sen…!
February 01 Yalnış yollarda yürümekten, yürüyüp de bir menzile erememekten yoruldum!...
Hep mi kanacak bu yürek!?... Hep mi kanayacak!?... Dinmiyor sızım... Kapanmıyor yaralarım... Ne halimden anlayan var, ne de bir yoldaşım.... Yalnızım.......! Yalnızlık en kara geceden daha kara!.. Aşk adına ne varsa, hepsi terk edip gitmiş beni... Öylece umutsuz, çaresiz, sessiz kalmışım... BEN ACIYI, SEVDA SANMIŞIM...!!!
Hiç böyle olacağımı düşünmezdim oysa... Bitmez sanırdım! Tükenmez bilirdim! ''GİTMEZ'' derdim...! GİTTi...!!! Giderken geride bir enkaz bırakacağını bile bile gitti...! Ne kaldı şimdi bana acıdan başka!?... Susmaktan ve acıyı yaşamaktan başka, ne gelir elimden!?...
''Her aşk biter!'' derler ama; böyle yıkıcı, böyle yakıcı olması gerekmiyor ki bitişlerin... Hem benim AŞKIM bitmedi! Bitmeyecek de... Daha hiçbirşey yaşamadan, hayatı paylaşmadan nasıl bitsin!?... Bu yürek onun için atmaya devam ederken, nasıl tükensin!?...
Yüreğim bir firara daha tanıklık etti işte!.. Hep hüzünle hatırlanacak dünler... Nasıl geçeceği meçhul bugünler ve gelmeyecek yarınları yaşamanın zamanı şimdi!.. ''Ondan bana ne kaldı!?...'' diye düşünüyorum da, aklıma yalanlardan başka hiçbirşey gelmiyor...! O mu daha çok USTAYDI, yoksa ben mi çok SAFTIM!?... Anlayamıyorum... Hiçbir soruya yanıt bulamıyorum!
Al işte!... Yine ağlıyorum!!! Kelimeleri durdurmayı öğrendimde, birtek gözyaşlarıma söz geçiremiyorum...!!!
Ben hayata ve aşka karşı üzerime düşen herşeyi hakkıyla yerine getirirken, böyle acı çekmek reva mı!?... Ya da gerçek hayat başka bir boyutta, bu gördüğüm rüya mı!?... Gittiği yerden dönse, ''Hata yapmışım!'' dese, sevdiğini söylese, geçer mi bu KALP AĞRISI!?... Diner mi AŞK ACISI!?... Korkuyorum acıya alışmaktan... Korkuyorum HER ACIYI SEVDA sanmaktan...!!!
Şimdi böylesine zayıfken, böylesine kırılmışken, yine yalnış bir yola saparım ben!.. Yüreğimin sızısını dindirecek diye, yalnış kollara sarılırım!.. Sonra yine gelsin hüzün, gelsin acı...
Oysa;
AÇIM BEN SAF SEVDALARA!
YALANLARA BULAŞMAMIŞ AŞKLARA!!
İHANETLERLE ANILMAYAN İNSANLARA!!!
AÇIM, HİÇ BİRŞEY BEKLEMEDEN SEVENLERE!!!!
KALP GÖZÜYLE, GÖREBİLENLERE!!!!!
DÜRÜSTLERE, GÜVENİLİRLERE!!!!!!
Madem aşkım bu kadar korkutuyor herkesi, madem sevdamın büyüklüğünü görüp kaçıyorlar!!! ÖyLeyse ne ismim, ne cismim kalsın geride! Savrulup gideyim toz bulutlarıyla, hiçkimsenin erişemeyeceği topraklara...!
Yeter ki acısız yaşansın.......January 31
Parçalandım.. Ve Her bir parçamı ayrı yere bıraktım..."
İçimin acıyan yanı... Belli etme hüznünü.. Gün gelir kurur akan gözyaşım.. söner yüreğimin yangını.. diner acım.... Bendeki Hüzün geçer ilkbaharla.. Boşver beni.. Mühim değilim...
"Birini açık denizlerin en derin yerine attım Kürek çektim, uzaklaştım, dönüp arkama bakmadım bile"
Denizin en sığ köşesine attım seni... Pişman olup geri dönmeyi düşünmedim bile.. Dedim ki..... Hayata ortak edemem ya acılarımı.. Ya içimde küllenecek ya beni bitirecek. Bencillik edemem ya insanlara.. Ya düzelmeli ya da gitmeli.. İz bırakmamalı geride..... Şimdi yoksun sen.. Son bıraktığım yerde.. Son kalabalıklığın içinde.. Son bildiklerimle... Herkes düşman kesilmiş.. Sen bile... Ağır bu ceza..
Kolay değil alışmak.... Ardından KAYBETMEK!!
"Birini çok sevdiğim bir dostta unuttum istedim, geri vermedi, meğer benden pek haz etmezmiş"
Dün gibi hatırlarım kendime verdiğim ilk sözü... Şimdi unutmuş gibi yapmak acı verse de gömerim gider onu da bir köşeye..
" Yalvaramam " diyordum ya "Bitmişlere" ... Dönüp baktım çok direnmişim. Ne çok kendimi koymuşum ortaya.. İstemem ama şimdi.. Gelmesin geri..!! Öyle yorgunum ki.....
BU HALİMLE SEVEMEM SENİ........
Sustum! ne kadar susulacaksa o kadar sustum! kendimle konuşuyorum şimdi yalnız... yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime kimse duymuyor...
sustum sustu dudağımdaki şarkı, gözlerimdeki şiir yaraları yalayan rüzgar, akıp giden nehir gözlerim konuşuyor yalnız!
sustum! bin ah sürüp dudaklarıma sustum! sustu benimle deniz, sustu deli dalgalar, sustu martılar... umutlarımı sarıp rüzgarlara uzaklara savuruyorum her gece yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne kimse görmüyor...
saçı ağarmış hayaller nemli kirpiklerle bulutlandığında gözlerim gökte şimşek olup çakıyorum kimse görmüyor...
Sustum! tuz basıp yaralarıma! içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi yaslanıp yalnızlığın duvarına kalabalıklara gül döküyorum kimsesiz geziyorum gönül ülkemi kimse bilmiyor...
sustum! sustu benimle gök, sustu dağ, sustu toprak acılar konuşuyor şimdi yalnız yaralı gönlümün sızıları konuşuyor tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir atıyorum uçurumlardan kimse görmüyor
saçlarını kokluyorum mavi rüzgarların dudaklarını öpüyorum uçurumların içimde incecik bir sevgi ürperiyor sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme gelmiyor beklediğim bahar yaralar merhem tutmuyor gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara mendil silmiyor yağmur dinmiyor sevdiğim bilmiyor sustum sustu benimle sarı sabır, sustu hasret, sustu zaman
sustum yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata kimse duymuyor ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat ey kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi yaralar merhem tutmuyor ben sustum acılar konuşuyor yalnız
ben sustum susmuyor yüreğimi kavurup giden kasırga pencereme vuran yağmur damlaları susmuyor her gece dışarda inleyen rüzgar bahar gelmiyor, kuşlar sevinmiyor yıldızlar küs güneş doğmuyor acı dinmiyor içimde binlerce masal kanıyor kimse bilmiyor sustum sustu benimle sarı sabır, sustu hasret, sustu zaman...!
Ağladığını gördüm düşümde, Gözyaşına uzandım dokunamadım... Bi sigara yaktım ikimize, Dumanıyla birlikte seni çektim içime, Son nefeste haykırdım adını, Seni bulamadım.
Ellerim ellerini aradı, Gözlerim gözlerine hasret. Aynı havayı soluduğuz yerlerde dolaştım, İzine rastlayamadım
Şimdi sana son kez yalvarıyorum gel, Hani bırakmıştın ya beni bi ayaz gecesinde Ben hala o gecedeyim gel, Kokuşmuşluğumla ,açlığımla ,sevdamla... Seni bekliyorum gel
Yorgun akşamlarda adını kazıdım duvarlara, Gülüşünü özledim. Gülüşünü özledim gittin. Etrafa neşe saçan gülüşünü, beni parçalayan gidişini özledim. Şimdi ölüm döşeğindeyimVasiyetimi yazıyorum, Üstüme örttükleri yırtık ceketimi yağmurlara, Cebimdeki son sigarayı aşıklara,
Kalbimden süzülen gözyaşlarımı sana bırakıyorum,
Ve diyorum ki;
El ele tutuştuğumuz, Hasretle kavuştuğumuz günlerin hatırına, SEVGİNİ HELAL ET..!
Nereye gitsem yanımda götürüyorum sevgimi ve nefretimi, her sabah yeniden sayıyorum kaç gündür görüşmediğimizi. Rüyalarımda görüyorum karşılaştığımız anı, başımı çeviriyorum, bulamıyorum söyleyeceğim kelimeyi.
Nefretimle uykuya dalıp ve sevgimle kalkıyorum. Her sabah yeni bir güne başlasam da, sensiz yeni bir hayata başlayamıyorum.
Sabahları cebime koyup "iyi ki"lerimi, "keşke"lerimi, pişmanlıklarımı, çıkıyorum yola, günün bir saatinde "keşke"lerimi alıyorum, başka bir saatinde "iyi ki"lerimi yanıma.
Bir cebimde ise hasretin hala duruyor, yapacak hiçbir şey bulamayınca kalbim bu yorgun kelimelerden medet umuyor.
Senden gittiğimde sadece yaralandım sandım, aslında ruhum bedenimden ayrılmış, geriye kalan bir et parçasıymış anladım.
Artık kiminle konuşsam ruhum sendeki gibi havalanmıyor, bugün kiminle tanışsam kalbim sendeki gibi atmıyor.
Yanımdan geçen herkese sen misin diye bakıyorum, seni gördüğüm anda başımı çevirip kaçıyorum. Senden uzaklaşmak için sana doğru koşuyorum.
Bir gün ararsan, açmayacağım diye kendime sözler veriyorum, her telefon çaldığında sen misin diye heyecanlanıyorum. Seni aramamayı cesaret sanıyorum, aramak mı zor aramamak mı bilmiyorum...
Hiçbir gelen senin yerini doldurmuyormuş, hiçbir giden senin kadar acıtmıyormuş.
Sensiz bir hayatta da mutluluk yokmuş aslında, yokluğunun acısı sevgimden büyükmüş aslında.
__________________ HİÇ ÖLMEYİ DİLEDİN Mİ?
Ruhunun derinliklerinden gelen Toprağın çağrısını duyduğunda Hiç boyun eğmeyi istedin mi?
Aydınlık sabahları bırakıp Nemli odalarıma konuk edilmeyi bekledin mi? Karanlık ve küf kokusu içinde çürümeyi?
Hiç ölmeyi diledin mi?
Kendini terk edilmiş bir harabe gibi hissettiğinde Senin için açılmış kollarıma atılmayı Herşeyden çok istedin mi?
Seni yalnızlığa itenlerin gidişlerini izlerken Arkanda bir mezar taşından başka Hiçbir şey bırakmama fikrini sevdin mi?
Karanlık dehlizlerde gezinmeyi Kara toprağın ötesini Merak ettin mi?
Soruyorum Hiç ölmeyi diledin mi?
SERSERİ SERSERİ November 18 Hayat sıkmaya başladı gidiyorum artık, Gidiyorum sensizken sensizliğe, Bir masal gibiydi sen ve dünya, Bir varmış bir yokmuş diye başlayan, Ve sona doğru yaklaşılan. Ölümden korkmuyorum artık, Korkularımı sende bıraktım, Ölmekten korkmuyorum artık, Ben ölümü ilk seninle tattım. İlk gördüğümde gözlerini, Dünya sanki cennet oldu bana, Kalbini tanıdığımda Düşlerim yoluma çıktı her sokakta Seninle tanışmam bir anlıktı Kaybetmemde bir anlık oldu.
Ölümden korkmuyorum artık, Ölmekten kokmuyorum, Ben ölümü ilk gözlerinde tattım. Kaybetmekten korkmuyorum artık, Ben hayatımı sayende kaybetmeye kalktım. Ne gurur, ne derman kaldı dizlerimde, Uğrunda ömrümü harcadım, Anlatmaya kalktım aşkımı, Ya ben anlatmayı başaramadım, Ya da sen anlamayı başaramadın. Ölümden korkmuyorum artık, Son satırlarını yazıyorum, Sensiz hayatın. Ölümden korkmuyorum artık, Ben uğruna canımı adadım. Sevdiğim gözlerin hiç geceleri Ağlamaktan ağırdı mı senin.? Hiç elinin kolunun Bağlı olduğu oldu mu? Sen dünyanın en kalpsiz insanını sevdin mi hiç? Uğrunda ölmeyi düşündün mü? Bu dünyanın yalan olduğunu, Geç olsa da anladın mı sen. Ölümden korkmuyorum artık, Alıştım ben hergün ölmeye, Ölümden korkmuyorum işte Benim ruhum zaten hiç bedenimde değil ki! Senin o gözlerini incelemekte. Ölümden korkmuyorum artık, Yaklaşıyorum her geçen dakika, Bu dünyadan göçüp gitmeye. Ölümden korkmuyorum artık, Korkuyorum dünyada sana birşey olmasından, Korkuyorum canının acımasından, Ölümden korkmuyorum artık,
NİHAN KORKMAZ
Sessizlik cinayettir bazen!
Belki ellerine kan bulaşmaz; belki gözlerini yumar, kulaklarını tıkarsın; çığlıklar parçalanır duvarlarında... Kafanı çevirirsin yardim nidalarına ya da elvedalara... Hiçbir şey değişsin istemezsin; yolunu tutmuş, yükünü almışsındır; paylaşmayı bilmezsin.... Kimsenin yerine koyamazsın kendini; ne anlamaya, ne anlamlandırmaya çalışmazsın bir şeyleri... Sevgiden, aşktan, dostluktan dem vurup, ortak olmazsın sorunlarıma... Her adım atışında çekersin kendini geri; "konuş!" derim, susarsın... Ya düşüncelerin yoktur kendine ait, ya korkarsın düşündüklerini söylemekten... Gerçekten var mısın, ihtiyacım olduğunda ortalıkta görünmezken... Nasıl inanırım sana; haklıya "haklı", haksıza "haksız" diyemezken... Sessizlikte boğulurken sesim; ancak fısıldayarak söyleyebiliyorum: "sessizlik cinayettir!"
Gidene "gitme" diyemeyenin, gelene "hoş geldin"'i ne kadar anlamlıdır bilemiyorum. Benim gibi konuşmayıp, benim gibi yazmayandan uzak durursam; nereye götürür beni bu tekdüzelik!
Arada bir "saçmala!" desin biri, ölçüp biçeyim, düşüneyim üstünde; onun kadar sert, onun kadar umursamaz olmayayım; içim rahat olsun "yanılıyorsun" derken ve gülümseyeyim. Dikkatli oldugumdan dikkat isterim doğru; kaçınırim kötü söz söylemekten; anlamadan itham etmek istemem; tahammül gösteremem yargısız infazlara; her duyguma bir cümle bağlayabilirim istersem; ama öfkelenmeden yazamam, yazamam yazmasına da sövemem de kimseye...
Sessizlik izin verir karşındakine, seni dilediğince yorumlaması için... Ve bazen, en fazla bağıranla, hiç sesi çıkmayanı ayıramam birbirinden... Ve merak ederim: "Ne saklıyorlar benden?"
Belki gözlem yapıyorlar, belki veri topluyorlar; herkes bağırırken susmak, erdem sayılır belki; ya sessiz çoğunluğun bir parçası olmak? Ben ağlarken gülüyorsan anlayış gösterebilirim; ben ağlarken ağlıyorsan "dostum" diyebilirim, ben kalırken gidiyorsan "korkak" sanabilirim; ben severken itiyorsan, vazgeçebilirim senden ve ben sorarken susuyorsan, katlim vaciptir demektir; ölebilirim! Sessizlik cinayet işler bazen; ne bir tanık, ne bir kanıt bırakmaz arkasında; bazen bizim gibi sessiz, bazen tırnaklarını toprağa geçirerek, hayatımızdan çıkıp gider insanlar; bazen anlamamanın, bazen anlaşılmamanın acısını duyarlar. Ve fark etseler de, etmeseler de, kimse güvende değildir artık; oysa, güvende olmak için tercih edilir susmak! Ve vicdanımızın tek düşü olur; deliksiz uyumak!
Sessizlik cinayettir bazen!
Belki ellerine kan bulaşmaz; belki gözlerini yumar, kulaklarını tıkarsın; çığlıklar parçalanır duvarlarında... Kafanı çevirirsin yardim nidalarına ya da elvedalara... Hiçbir şey değişsin istemezsin; yolunu tutmuş, yükünü almışsındır; paylaşmayı bilmezsin.... Kimsenin yerine koyamazsın kendini; ne anlamaya, ne anlamlandırmaya çalışmazsın bir şeyleri... Sevgiden, aşktan, dostluktan dem vurup, ortak olmazsın sorunlarıma... Her adım atışında çekersin kendini geri; "konuş!" derim, susarsın... Ya düşüncelerin yoktur kendine ait, ya korkarsın düşündüklerini söylemekten... Gerçekten var mısın, ihtiyacım olduğunda ortalıkta görünmezken... Nasıl inanırım sana; haklıya "haklı", haksıza "haksız" diyemezken... Sessizlikte boğulurken sesim; ancak fısıldayarak söyleyebiliyorum: "sessizlik cinayettir!"
Gidene "gitme" diyemeyenin, gelene "hoş geldin"'i ne kadar anlamlıdır bilemiyorum. Benim gibi konuşmayıp, benim gibi yazmayandan uzak durursam; nereye götürür beni bu tekdüzelik!
Arada bir "saçmala!" desin biri, ölçüp biçeyim, düşüneyim üstünde; onun kadar sert, onun kadar umursamaz olmayayım; içim rahat olsun "yanılıyorsun" derken ve gülümseyeyim. Dikkatli oldugumdan dikkat isterim doğru; kaçınırim kötü söz söylemekten; anlamadan itham etmek istemem; tahammül gösteremem yargısız infazlara; her duyguma bir cümle bağlayabilirim istersem; ama öfkelenmeden yazamam, yazamam yazmasına da sövemem de kimseye...
Sessizlik izin verir karşındakine, seni dilediğince yorumlaması için... Ve bazen, en fazla bağıranla, hiç sesi çıkmayanı ayıramam birbirinden... Ve merak ederim: "Ne saklıyorlar benden?"
Belki gözlem yapıyorlar, belki veri topluyorlar; herkes bağırırken susmak, erdem sayılır belki; ya sessiz çoğunluğun bir parçası olmak? Ben ağlarken gülüyorsan anlayış gösterebilirim; ben ağlarken ağlıyorsan "dostum" diyebilirim, ben kalırken gidiyorsan "korkak" sanabilirim; ben severken itiyorsan, vazgeçebilirim senden ve ben sorarken susuyorsan, katlim vaciptir demektir; ölebilirim! Sessizlik cinayet işler bazen; ne bir tanık, ne bir kanıt bırakmaz arkasında; bazen bizim gibi sessiz, bazen tırnaklarını toprağa geçirerek, hayatımızdan çıkıp gider insanlar; bazen anlamamanın, bazen anlaşılmamanın acısını duyarlar. Ve fark etseler de, etmeseler de, kimse güvende değildir artık; oysa, güvende olmak için tercih edilir susmak! Ve vicdanımızın tek düşü olur; deliksiz uyumak!
ASİ
 
August 06 Aşağıda herşey giderek küçülüyor küçüldükçe bütün yollar birbirine benziyor bütün ağaçlar bütün evler... Küçüldükçe,birbirine benzedikçe herşey hızla çoğalıp yokoluyor. Seni de böyle küçültebilecek miyim içimde O kentte seninle yaşanan o kocaman o küçük zaman dilimini diğerlerine benzetip çoğaltabilecek miyim?Yokedebilecek miyim? O kentin yollarında kaybolmuştum ben bütün sokaklar senin kapına çıkıyordu.Orada hangi evin kapısını çalsam sen çıkıyordun karşıma, belki de ben hep senin kapını çalıyordum. Baktığım bütün insanlarda bir parça seni gördüm,yüreğim irkilerek...
Günlerce sen indin taksilerden, bütün telefonlarda senin sesin, soluduğum havada bile sen vardın.Durmaksızın senin kokunu doldurdum içime.. O kentte seninle boğulup kalmıştım.
Seninle yaşamak herşeye rağmen güzel, upuzun bir düş gibi geliyor bana. Ama yalnızca bir düşle ne kadar yaşayabilir ki insan...? Seninle yaşadığım tutkunun sende dokunduğum tenin, her gittiğim yerden alıp beni sana getiren kokunun ansızın tükenip yokolabileceği korkusuyla daha ne kadar yaşayabilirdim.? Üstelik artık yavaş yavaş karabasana dönüşen bir düş. İkimizde o kentte oldukça hiç bitmeyecekti. Kimbilir belkide o kentin kendisi bir düştü. Bir başka kentte sevebilir miydim seni? Seni sevme cesaretini bulabilir miydim kendimde?
Seni sevme sabrını gösterebilir miydim?
O kent uçsuz bucaksız karmaşası içinde her gece akıl almaz raslantılarla yaşanıyor biliyorsun. Her gece bütün günahları saklıyor karanlığında . Yoruyor insanı; bitmez tükenmez bir yorgunluğun içinde uyuşturuyor. Öylesine uyuşturuyor ki yaşanmış bütün hoyratlıkları, bütün düş kırıklıklarını çarçabuk unutuyoruz..Unutulmayan düş kırıklıkları ya da en derinden yaşanan pişmanlıklar hiçbirşeyi yeniden başlatmaya yetmiyor.
Doğru sen milat oldun benim yaşamımda “Bir ömürde kaç kez milat yaşanır” bu soruyu sorarken ne kadar güvenliydin kendine... Oysa bana seninle yaşadığımız milattan önce de yaşadığımı bilmek yetiyor.Sende bilirsin doğada hiçbirşey tümüyle yokolmaz . Her nesne dönüşür yalnızca, sürekli olarak dönüşür yeni birşeylere. Doğanın sonsuz devinimini yaratır bu dönüşüm. Bütün bunları senden öncede biliyordum ben. Şimdi senden önce nasıl yaşandıysa senden sonrada öyle yaşanacağını bildiğim kadar iyi biliyordum üstelik. Bunu bilmek öylesine güç veriyor ki bana yaşanmış tüm düş kırıklıklarını, unuttuğum tüm pişmanlıkları yeniden anımsıyorum. Beni her an biraz daha tüketen yokluğunu,bendeki yokluğuna dönüştürebileceğime de daha çok inanıyorum artık.
“Kaçış bu”dedin bana . Sesin öfkeliydi. Ellerinden anladım şaşkınlığını. Seni bırakıp gideceğime hiç inanmamıştın biliyorum.. Oysa yanıbaşında gecelerboyu hazırlandım yokluğuna farketmedin. Karanlığa sığınıp usulca uykusuzluğumu değdirdim uyuyan bedenine. Senin koynunda ellerimi saçlarında gezdirirken her gece yeniden yitirdim seni. Bir daha dönmemecesine her gece bırakıp gittim. Yapamadım. Uykusuz sabahlarda yeniden çaldım kapını.Beynimdeki o deli,tutkulu çığlıklarda aradım hep koynunda buldum seni..
Bu kenttende senden de kaçabilir miyim hiç.? Bu kenti ne çok severim bilirsin , Seni...Hayır kaçış değil ama karşı konulmaz bir sürüklenme duygusu bu. İnsanoğlunun bütün acılardan sonra yüzünü kendine, yalnızca kendine dönüp yaşadığı bir sürgün.Her sürgün gibi benim sürgünümde de ayrılık kaçınılmaz ve her sürgün gibi benim sürgünümden de yeni buluşmalarla dönülecek.
-yılın sonunda öyle çok alışmışım ki sana Üstelik sen öyle bağladın ki beni, sana yaklaştıkça kendimi yitirdim yok oldum sonunda.
Gidişim seninle yaşanan bütün yokluklardan arınmak olmalı...
“Seviyorum seni” demiş miydin hiç... Sanmıyorum ama sevmek tenin tene karşıkonulmaz dokunuşysa, tutkulu çağrıları bir gecenin uykusuzluğunda yatıştırmaksa eğer sevdin beni biliyorum. Diğerlerini sevdiğin kadar sevdin beni de. Bizi sarıp kuşatan o koskoca fanusun içinde, kurulu bütün değerlere gözü kara bir başkaldırı olmayacak mıydı DOSTLUĞUMUZ... Sen,yaşamın sürekli değişen renkleriyle çoğaltabildin kendini. Yeni yeni sevgileri taşıdın sevgimize. Bende denedim, diğerlerini sevmeyi bende istedim. Ama senin kokunla öyle doluydumki... ne kokularını duyabildim onların, ne de soluk almayı becerebildim. Geriye yalnızca yokluğunu yaşamak kaldı bana.
Yanıbaşımda yokluğuna dayanamazdım.
“Bütün günahlarını bana bırakıp gidiyorsun öyle mi!...”
Herşeyimi sana seninle birlikte varoluşuma borçlu olduğumu söyleyen sen değil miydin?Kimbilir doğruydu belkide... Bir tanrı olmak istedin sen; küçücük dünyamın tek tanrısı...O zaman günahlarımdan korkmamalısın, tanrıların günahı olmaz ki. İçinde okuyup büyüdüğüm o kenti adım adım doldurdun. Günahlarımla, korkularımla yürek acılarımla yapayalnız bıraktın beni. Onları sana değil tümüyle sana ait olan kente bırakıp gidiyorum. Çünkü onlarda benim gibi yalnızca seninle varoldular. Oysa
“Gidişim, Bendeki Yokluğun Olacak” biliyorsun.
Bembeyaz bulutların arasında ilerliyor uçağım. Soluğunun başımı döndüren ılıklığını duyuyorum. Yüzün arasıra görünüp kayboluyor. Yüzünü bulutların arasında gördükçe sana henüz söylemediğim bütün sözler adına burukluk kaplıyor içimi.O kentin seninle yürüyemediğim yolları bütün kıyıları seninle açmadığım bütün kapıları adına...
Yaşamın sana ait olan biriktiremediğim her anı için kahrolası bir pişmanlık duyuyorum.
Yolboyu ilerliyor uçağım. Gidilecek yere henüz varılmadı. Uçak az sonra inişe geçecek biliyorum ki varılacak yerde sen olmayacaksın artık, bulutlar olmayacak.
Yüzünü de yavaş yavaş unutacağım...
SERSERİ |  |
|