NiHAN's profileNIHAN's spacePhotosBlogListsMore Tools Help

NIHAN's space

by 
by 
by 
by 
by 
by 
NİHAN  
Photo 1 of 8

HOSGELDİNİZ...

 

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

NiHAN KORKMAZ

March 31

sustum

SUSTUM
      Mücadele etmenin anlatılmaz yorgunluğunda,saatlerin isyanlarındayım;''beden'' yorgun...Yılların engellenmez yıpranma izlerini taşıyor;''ten'' yorgun. Hani diğerlerini bırak da bir yere;
Sevmenin erdem olmadığını anlamanın gözyaşlarında boğulmaya ramak kala;''ruh'' yorgun...

    ''Vakit tamam,hadi'' derken içerden bir yerlerden gelen sessissizliğe teslim olmaya anlar kala,hani sorulmadan''son arzun nedir'' diye geçirmeden önce yağlı ilmeği boynuma,''kimin zafer çığlıklarının oyuncağı oldu sözüm ona bana verilmiş bu ömür !!!'' diye sordum en seslisinden duyurabildiğim tüm canlılara.. 

     Ve tamamdır vakit...

     Ve teslim oluyorum sana ey sessizlik...

     Al senin olsun tüm seslerim
..
    ................................

      Döndüremiyorsa insan zamanı geriye,dönemiyorsa eski haline ve bulamıyorsa artık aradığı kişiyi bıraktığı köşede,bir işe yaramıyor peşinde ''di-li geçmiş,miş-li geçmiş'' kelimeleri sürüklemesi gittiği her yere. Geniş zamanların ağırlığı bölüyorsa uykuları,gelecek zaman ifadesiz ve solgun renklerle ulaşamayacak bir dala asılıysa, kurulan tüm cümleler pişmanlık ifadeleri taşıyorsa,''keşke''ler,''belki'' lerden ağır basıyorsa terazinin minik kefesinde... Sesleri kapı önüne atıp, sessizliği kucaklamak en doğrusu değilmidir?

      Teslim olmaların parfümü hep tektir nedense; eziklik kokar bedenler ve ruhlar. Ağır bir kokudur,bilir sürünenler; sabun, su arasan da arınmak için, temizlenemez insan yıllar yılı ... Kolay değil susmaların yanına yamacında bir yer bulup sığınmak zamana. İki ucu keskin bıçak misali, ya birden çöker üzerine, ezilirsin ağırlığı altında, ya da sustum zannedersin ağzından çıkan binlerce hecenin tsunami şiddetinde dalgaları arasında boğulurken, amansız anlarda...

      Sustum ben... Sustum gözyaşlarım akarken. Çığlıklar atarken yüreğim beynimin karşısına dikilip; verdiğim sözlerin altında ezilmeme yalanlarına sarılıp, ''gurur'' denen duygunun peşine düştüm.Bilemezdim ruha girdiği andan itibaren ''eşittir''leri peşi sıra sıralayacağını.. Bilemezdim en son eşittirin yanında ''AYRILDIK'' yazıp,yanına tek bir nokta koyacağını... Bilemezdim gün gelip ''sen'' ve ''ben'' üzerine kalemler sallayıp,yazılar yazacağımı...                                                                          
    Bilemezdim yapılan hataları silicek silginin asla bulunamayacağını...

      Al senin olsun tüm seslerim. Tüm sevinç ve üzüntü ünlemlerimi sana hibe ediyorum. Sustum...Susturdun... Konuşsam ne anlatacaktı ki bu yürek sensizliğe dair anıların karanlığında?En yalınından ''ayrılık'' bunun adı işte. Ağdalı cümlelerle süslesem yanını yamacını, daha mı ağır yaşıyacağım sanki özlemini?  Ya da tek satırda ''gitti'' desem, 5 harfin satırlarda bıraktığı iz kadar mı olacak kalbimde bıraktığın acı?

    
Sessizim artık. Reddediyorum harfleri birbiri ardına sıralayıp heceler, hecelerin toplamından kelimeler yaratıp, adına hediye etmeyi .Bitirdiğin gün beni, başlamıştı zaten baharın yaprak dökümü. Tüm sesli harfler bir araya gelip ötenazi haklarını kullandılar gözümün önünde.      Durun diyemedim, engelleyemedim. Bakarken arkalarından mahsun ve çaresiz gözlerle, yitik dökük sessiz harflerimle kaldım bir köşede. Son bir gayret,umutları çarşaf misali bağlayıp birbiri ardına, kalan sessiz harflerle sesini varetmeye çalıştım günler günü... Beceremedim...Direndin..Direndim..
Sen kazandın;ben kaybettim.

    Senin sayıların vardı nefeslerinin arasına serpiştirilmiş, benim seslerim. Sen sayıların dünyasında harfler aradın yıllar yılı umarsızca, ben harflerin arasına seni... Bulamadım...Belkide buldum da, tutamadım. Sonucu ne olursa olsun toplamaların ya da çıkartmaların, eşittir attıysan sonucun önüne, eşittirin yanına yazıyla tek bir kelime yazdım;

 SUSTUM...
                                         serseri
March 17

SUSKUNUM SANA

 
 
 
Hangi şiire başlasam suskunum sana!!!
Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun;
Güneşte kavrulan bir kum tanesi ;
Çatlayan dudaklarım oluyor her gece
Yağmura suskun yaşamaya suskun ;
Haykırabilsem...
Belki bir nehir köpürebilir sesimde,
Silinebilir kuraklığın bütün izleri ,
Upuzun çöller vadileşebilir içimde ...

Hangi güzelliği özlesem suskunum sana !!!
Yürek boşluğunda bir of kadar suskun ...
Özlüyorum seni masmavi ...
Koşuyorum sana bembeyaz ...
Ve kahroluyorum bir anda kapkara ...
Ah oluyorum !
Of oluyorum !
Ve susuyorum...
Oysa haykırabilsem;
Işık yumağı bir pınar olur soluğum ...

Hangi türküye uzansam suskunum sana!!!
Ağıt ağıt, özlem özlem suskun...
Tut ki vurulmuşum;
Aşktan ve kandan bir damla olmuşum;
Bir saçlarının rüzgarına ;
Bir de ağzının kıyılarına konmuşum;
Hangi dalga silebilir beni senden ?
Hangi kasırga koparabilir ?
Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum ...
Coşkuların her şahlanışında ;
Sana deprem deprem susmuşum ...
Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum !!!

Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası;
Sözlerinde baskı yasası yeter ;
Hangi kavgayı özlesem suskunum sana !!!
Zafer sabahlarında gece kadar ...
Bayram sabahlarında yas kadar suskun ...
Böyle güzelliklere de
Böyle suskunluklara da lanet olsun !!!!!
Al bu suskunluğumu al artık ....
Al ki !!!
Bütün gürültüler kahrolsun!!!!
 
 
 
HAYATIMDAKİ TEK VE EN BÜYÜK EKSİK SENSİN
TAMAMLAMAK NE MÜMKÜN?
 
IMG_1031
SERSERİ
February 25

BENDEKİ SEN

 
 
GİTTİN...
Bu gidiş hiçbir kelimeye yakışmadı…
Binlerce hece yokluğunla düş kırıklığında..!!!
Yoksun!!
Zaman hep isyankar yüreğimde…
An be an aklındasın yüreğimin…
Hayat hep seni sen geçiyor buralarda…
Buralar…
Buralarsa sessiz ve hasret varlığına…
Varlığınsa musalla yokluğuma…
Yokluğum!!
Varlığınla anlamda…
Bütün anlamlarımsa ‘SEN’ paranaaali cümlelerimde…
Cümlelerim yarım…
Yüklemsiz bir özneyim sensizlikte…
Sensizlik!!
Tükeniş, karanlık…
Bir yaprağın dalından mevsimsiz düşüşü…
Bir gülün boynunu büküşü…
Ay’ın geceye küsüşü…
Gece!!
Yoksun diye hep var olan…
Bitmek bilmeyen karanlık…
Tükenmez yalnızlık…
Yalnızlık!!
Varlığın…
Ben ben hep yalnızdım zaten…
Yalnızım çünkü ‘SEN’ varsın…
‘SEN’!!
Giden…
Gitmesi gereken…
El yüzlülere sevdalı…
SEN!!
Ayrılık…
Hasret…
Özlenen…
SEN!!
Kalması gereken…
Ama gitmesi gereken
Ve gitmelerin en yakıştığı…
Yollara sevdalı yolcu…
‘SEN’!!
Tükenişim…
Hasretim...
Gözyaşım…
Gülüşüm…
‘SEN’!!
SEN… bitmek bilmeyen kaçışım…
Bu kadar bendeyken
Bu kadar SEN ’ ken
Yoksun işte…
Yoksun…
Ve yokluğunla firarda harflerim……
 
serseri

SANA DAİR HARFLERİM BULASTI YİNE KALEMİME

 
 
 
Dilime dolanmış Adınla başlıyorum sonu gelmez satırların en başına.."


Sana dair harflerim, kalemimden akan mürekkebe bulaştı yine ..
Silinmez bir daha ak sayfanın silüetinden..


Yazdığım her bir satır, keşkelerin dudağıma hapsolduğu buruk bir tebessüm suratıma çarpıyor senden yansıyanlarla..
Acıtıyor canımı, sızısı yakıyor genzimi, ağlamaklı oluyor gözlerim, yaşlar inat ediyor yanaklarımdan süzülmek için..


İlk defa pişmanlık duyuyorum oysaki..
Ve ilk defa kelimelerimin peşinden kalemimi isteyerek koşturuyorum..



-"Belki bir anda, bir virgülde veya ucu açık kalmış cümlemin sonundaki üç noktada seni yakalar umuduyla…"


İkimiz için yazılmış senaryoda iki acemi aşığın üstlendiği rolün altında ezildik..
Yanlış zamanlarda, yanlış yerlerde repliklerimiz ezberimizi bozdu..


Rolümüzü yanlış oynadık..
Perde acımasızca kapandı yüzümüze,bir daha açılmamak üzere..
Üzerimize yıkılan dekorun altında kaldık..


Harab oldu duygular, ezildi umutlar, kırıldı can..
Ve can kırıkları batmaya başladı en can alıcı yerlere..


Kanıyor..
Kanatıyor..
Kan ağlıyor...
"Bir zamanlar Canımın attığı "sen", canımı yakıyor artık..."
Ya yakmalı senin için biriktirdiğim tüm harflerimi..
Ya da yazmalı...
Kalemimle beraber bitene kadar "seni"…
         SERSERİ
neoldub

February 22

özledim seni

 
 
 
 
 
 
 
veben 
 
 
Özlüyorum seni.
Gücüm yetmiyor unutmaya

Özlüyorum
Elini tutmayi sesini duymayi
Boynuna sarilip omuzunda aglamayi
Nedensiz sevinçleri
Hasret dolu sevgi dolu simsicak düslerimi
Özlüyorum
Gücüm yetmiyor unutmaya
Seni aramazsam unuturum sanmistim
Girmez sanmistim hayalin beynime
Geceleri düslerimde
Gündüz baktigim heryerde seni
Özlüyorum..
Renkler gitmenle soldu
Kirmizi kirmiziligini unuttu
Mavi maviliginin farkinda degil
Beyaz yanliz sen giydiginde
güzelligini haykiriyormus
Özlüyorum
Bu özlem bu bekleyis hiç bitmiyecek
Ruhumda sana açan eflatun renkli çiçekler
solmayacak
Olmasanda sensiz sensizligi yasatacagim
Sensiz seninle olmayi basaracagim
Sonun yaklastigini hissettigim gün
Beyaz, bembeyaz mendilimi sallayarak
Sensiz yasamin kahrediciligine veda ederek
Seninle sonsuzluga kavusacagim..
__________________

SENİ SEVMEK İCİN SANA İHTİYACIM YOK BENİM




Varlığına alışmıştım tam sen gittiğinde.
Yokluğun varlığından daha durgun daha huzurluydu.
Sen yokken seni özlemek
sen varken özlemekten daha az incitti beni.
Ömür boyu yanımda olma sözlerini
hiçbirzaman ciddiye almamış olmam sadece şansımdandı,
yoksa seni sevecek kadar salaktım.
Gidersin diye korkuyla geçen onca gece geçti,
seni düşünerek.
Sen asla gitmedin.
Ama gelmedin de.
Paylaşmayı daha küçük bir çocukken öğrenmiştim.
Bilmezdim büyüyünce acıtacağını konu sen olduğunda.
En son senin için çarptı bu kalp deli gibi.
En son senin için gözlerim dalıp gitti uzaklara
her gece olduğu gibi.

Benim değildin belki ama.
Hep sen, benimle tamamlanmış olan
eksiklerine bakıp daha fazlasını isterken,
ben sende yeni boşluklar yaşıyordum.
Daha çoğunu isterken sen,
bense yarımlarında kayboluyordum.
Kaç kez vazgeç dedi bu yürek,
kaç kez yolun kenarındaki ormana girip
yok olmak istedi.
Senin varlığını bilmek bile yeterken bana,
sende kendimi yok hissetmek
"yok olduğumdan başka" ne düşündürebilirdiki bana?
Oysa düşünsene, ne coşku doluydu yüreklerimiz
başlarken yeni bir hayata.
Gecelerimizide, gündüzlerimizi de
adamaya hazırdık birbirimize,
koşulsuz, içten ve sımsıcak duygularımızla.
Yaşadığımız her an unutulmaz,
doyumsuz ve vazgeçilmez olacaktı.
Sen bir sonbahar rüzgarında
savrulmuş bir gül yaprağı bense taç olacaktım sana.
Şimdilerde, kim savruluyor ve
kim onu sarmaya çalışıyor karıştırıyorum artık.
Ben bu uykuları, böyle uykuları unutalı çok olmuştu.
Acı uykusu, hüzün uykusu, korku uykusu.
Ama çok sürmez esaretim biliyorum,
Içimdeki bu yenilginin acısı sürsede yıllarca,
bir yolunu bulup kavuşurum özgürlüğüme.Şimdi gitmek zamanı belki,
geride yaşanmış yada yarım kalmış anları bırakarak.
Sende tüm ürkekliğinle, tüm hatalarınla,
tüm eksiklerinle, tüm haklı gördüğün yalanlarınla
vede vicdanınla başbaşasın şimdi.
Hepbir şeyler tamamlancak değil ya,
bu da böyle yarım kalsın.
Yine yanıldım.
İlk acım değil ama en büyük acımsın.
Sevmemeye yemin etmiştim kimseleri
kendimden daha fazla sevmeycektm
uğruna hiç bir şey feda etmeyecektim.

SENİ SEVMEK İÇİN SANA İHTİYACIM YOK Kİ BENİM
 
-serseri-

sartsızım kuralsızım

kuralsizim31ib3
kuralsizim
 
 
 
Ah sen umutlarım, günahlarım...
Ahsen korkularım vazgeçilmez tezatlarım...
Beni üzsen de beni yorsan da, beni kırsan da!..

February 19

BEN ÖLDÜM... GİDİŞİN KADAR...

Hiç kimsenin yüreği sen olmadı..

Seni sen yapan ben olmadım

Hiç kimsenin gözleri sen olmadı..

Gözümdeki hüznü bilmedi yağmurlar...

Hiç kimsenin kimsesi olmadı senin kadar..

Sen bile sen olamadın benim kadar..

Hiç kimsenin yokluğu yok etmedi yaşamı.

Yokluğu bir ben bilirim...gözlerin kadar..

Hiç kimsenin uzaklığı uzak olmadı bu kadar..

Evren bile sonsuz değil, yokluğun kadar..

Hiç kimsenin ölümü ölüm değil, senin gidişin kadar..

Sen bile bilemedin ölümü...

Ben öldüm gidişin kadar...

                                                       

February 14

MEĞER NE ÇOKMUŞSUN BENDE

 
 
içimdeki onca kalabalığa rağmen yalnızım...Meğer ne çokmuşsun bende.Sen gittiğini sandın değil mi?Ben de öyle sanmıştım...Ama hayır...Her şeyinle kalmışsın, giden sadece bedenin olmuş.Ruhun bende kalmış, gözlerin bende...Hasretin bende kalmış, özlemin bende...Sen bende kalmışsın, ben yalnızlığın içinde...

Gözlerinin karasında şimdi gecelerim...Susuşlarının sessizliğinde hayallerim...Sessiz çığlıklar biriktiriyor yüreğim...Yağmura inat akıyor gözyaşlarım...Engel olamıyorum, engel olmak istemiyorum.Yüreğimdeki bulutların resmidir onlar.Onlar katıksız bir sevginin isimsiz şahitleridir.Dokunamam ki onlara...Onlar, bana senden tek hatıra.

Yağmur yağıyor bugün yine.Yüreğimin en kuytu köşelerine vuruyor damlaları...Sen de böyle bir günde gitmiştin...Yine yağmur yağıyordu, yağmura karışıyordu gözyaşlarım.Sen anlamıyordun Kardelen.. Yüreğimden akanları yağmur sanıyordun.Bir sevgi daha yağmura karışıyordu ve damla damla eriyordu yürek...Gözlerimizin önünde bir bitiş sahneleniyordu ve son perdeyi oynuyorduk ikimiz.Peki ama neden bu kadar zordu "Hoşçakal" demek?Zordu ; çünkü senden sonra "Hoşça" kalmak mümkün müydü Kardelen, mümkün müydü?..
Sen yüreğimde, yüreğim avuçlarımda şimdi.Yaşanmamış zamanlar, can çekişen umutlar kaldı bu sevgimden geriye...
Şimdi gitmelerin ve bitmelerin mevsimi...Yüreğimi alıp gidiyorum ben de.Yalnızlığımı da yoldaş yapıyorum kendime...Nereye mi?Yağmurların hiç durmadan yağdığı en uzak sahillere...Belki , belki oralarda, bu sevgimin şahitleri, yağmura anlatırlar beni, benim sana anlatamadıklarımı...
fr757984kg0
Nihan Korkmaz
February 10

O KENDİNİ BİLİYOR

Sustum-

Kalbin kirlenmişti senin bir kere,
Duyguların masumluğunu yitirmiş,
Bakışların soluk ve anlamsıztı..!
Gülüşlerin yarım ve sahte,
Cümlelerin suskun ve yamalı…!
Sevgime de gölge düşürmeden git hadi..O hak etmedi kirlenmeyi…

Tıpkı sendeki ben gibi…!
Yüreğimin küflü duvarları var artık, aşılması imkansız olan…

Sahip olamamamın acısını hissediyorum ilk defa, bakışlarımda hüzün saklı, birazcıkta nefret…

Birazda sen işte..

Yine sen…!

February 01

Sen acımıydın? Ben aşk sanmıstım...




Yalnış yollarda yürümekten, yürüyüp de bir menzile erememekten yoruldum!...

Hep mi kanacak bu yürek!?... Hep mi kanayacak!?... Dinmiyor sızım... Kapanmıyor yaralarım... Ne halimden anlayan var, ne de bir yoldaşım.... Yalnızım.......! Yalnızlık en kara geceden daha kara!.. Aşk adına ne varsa, hepsi terk edip gitmiş beni... Öylece umutsuz, çaresiz, sessiz kalmışım... BEN ACIYI, SEVDA SANMIŞIM...!!!

Hiç böyle olacağımı düşünmezdim oysa... Bitmez sanırdım! Tükenmez bilirdim! ''GİTMEZ'' derdim...! GİTTi...!!! Giderken geride bir enkaz bırakacağını bile bile gitti...! Ne kaldı şimdi bana acıdan başka!?... Susmaktan ve acıyı yaşamaktan başka, ne gelir elimden!?...

''Her aşk biter!'' derler ama; böyle yıkıcı, böyle yakıcı olması gerekmiyor ki bitişlerin... Hem benim AŞKIM bitmedi! Bitmeyecek de... Daha hiçbirşey yaşamadan, hayatı paylaşmadan nasıl bitsin!?... Bu yürek onun için atmaya devam ederken, nasıl tükensin!?...

Yüreğim bir firara daha tanıklık etti işte!.. Hep hüzünle hatırlanacak dünler... Nasıl geçeceği meçhul bugünler ve gelmeyecek yarınları yaşamanın zamanı şimdi!.. ''Ondan bana ne kaldı!?...'' diye düşünüyorum da, aklıma yalanlardan başka hiçbirşey gelmiyor...! O mu daha çok USTAYDI, yoksa ben mi çok SAFTIM!?... Anlayamıyorum... Hiçbir soruya yanıt bulamıyorum!

Al işte!...
Yine ağlıyorum!!!
Kelimeleri durdurmayı öğrendimde, birtek gözyaşlarıma söz geçiremiyorum...!!!

Ben hayata ve aşka karşı üzerime düşen herşeyi hakkıyla yerine getirirken, böyle acı çekmek reva mı!?... Ya da gerçek hayat başka bir boyutta, bu gördüğüm rüya mı!?... Gittiği yerden dönse, ''Hata yapmışım!'' dese, sevdiğini söylese, geçer mi bu KALP AĞRISI!?... Diner mi AŞK ACISI!?... Korkuyorum acıya alışmaktan... Korkuyorum HER ACIYI SEVDA sanmaktan...!!!

Şimdi böylesine zayıfken, böylesine kırılmışken, yine yalnış bir yola saparım ben!.. Yüreğimin sızısını dindirecek diye, yalnış kollara sarılırım!.. Sonra yine gelsin hüzün, gelsin acı...



Oysa;

AÇIM BEN SAF SEVDALARA!

YALANLARA BULAŞMAMIŞ AŞKLARA!!

İHANETLERLE ANILMAYAN İNSANLARA!!!

AÇIM, HİÇ BİRŞEY BEKLEMEDEN SEVENLERE!!!!

KALP GÖZÜYLE, GÖREBİLENLERE!!!!!

DÜRÜSTLERE, GÜVENİLİRLERE!!!!!!


Madem aşkım bu kadar korkutuyor herkesi, madem sevdamın büyüklüğünü görüp kaçıyorlar!!! ÖyLeyse ne ismim, ne cismim kalsın geride! Savrulup gideyim toz bulutlarıyla, hiçkimsenin erişemeyeceği topraklara...!

Yeter ki acısız yaşansın.......
January 31

söz bitti

 

Parçalandım..
Ve Her bir parçamı ayrı yere bıraktım..."

İçimin acıyan yanı... Belli etme hüznünü.. Gün gelir kurur akan gözyaşım.. söner yüreğimin yangını.. diner acım....
Bendeki Hüzün geçer ilkbaharla.. Boşver beni.. Mühim değilim...



"Birini açık denizlerin en derin yerine attım
Kürek çektim, uzaklaştım, dönüp arkama bakmadım bile"


Denizin en sığ köşesine attım seni... Pişman olup geri dönmeyi düşünmedim bile.. Dedim ki.....
Hayata ortak edemem ya acılarımı.. Ya içimde küllenecek ya beni bitirecek. Bencillik edemem ya insanlara.. Ya düzelmeli ya da gitmeli.. İz bırakmamalı geride.....
Şimdi yoksun sen.. Son bıraktığım yerde.. Son kalabalıklığın içinde.. Son bildiklerimle... Herkes düşman kesilmiş.. Sen bile... Ağır bu ceza..

Kolay değil alışmak.... Ardından KAYBETMEK!!



"Birini çok sevdiğim bir dostta unuttum
istedim, geri vermedi, meğer benden pek haz etmezmiş"



Dün gibi hatırlarım kendime verdiğim ilk sözü... Şimdi unutmuş gibi yapmak acı verse de gömerim gider onu da bir köşeye..



" Yalvaramam " diyordum ya "Bitmişlere" ... Dönüp baktım çok direnmişim. Ne çok kendimi koymuşum ortaya.. İstemem ama şimdi.. Gelmesin geri..!!
Öyle yorgunum ki.....


BU HALİMLE SEVEMEM SENİ........

SUSTUM

Sustum!
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
kendimle konuşuyorum şimdi yalnız...
yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime
kimse duymuyor...

sustum
sustu dudağımdaki şarkı, gözlerimdeki şiir
yaraları yalayan rüzgar, akıp giden nehir
gözlerim konuşuyor yalnız!

sustum!
bin ah sürüp dudaklarıma
sustum!
sustu benimle deniz,
sustu deli dalgalar, sustu martılar...
umutlarımı sarıp rüzgarlara
uzaklara savuruyorum her gece
yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne
kimse görmüyor...

saçı ağarmış hayaller
nemli kirpiklerle
bulutlandığında gözlerim
gökte şimşek olup çakıyorum
kimse görmüyor...

Sustum!
tuz basıp yaralarıma!
içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi
yaslanıp yalnızlığın duvarına
kalabalıklara gül döküyorum
kimsesiz geziyorum gönül ülkemi
kimse bilmiyor...

sustum!
sustu benimle gök, sustu dağ, sustu toprak
acılar konuşuyor şimdi yalnız
yaralı gönlümün sızıları konuşuyor
tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir
atıyorum uçurumlardan
kimse görmüyor

saçlarını kokluyorum mavi rüzgarların
dudaklarını öpüyorum uçurumların
içimde incecik bir sevgi ürperiyor
sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme
gelmiyor beklediğim bahar
yaralar merhem tutmuyor
gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara
mendil silmiyor
yağmur dinmiyor
sevdiğim bilmiyor
sustum
sustu benimle sarı sabır, sustu hasret, sustu zaman

sustum
yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata
kimse duymuyor
ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat
ey kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi
yaralar merhem tutmuyor
ben sustum
acılar konuşuyor yalnız

ben sustum
susmuyor yüreğimi kavurup giden kasırga
pencereme vuran yağmur damlaları
susmuyor her gece dışarda inleyen rüzgar
bahar gelmiyor, kuşlar sevinmiyor
yıldızlar küs güneş doğmuyor
acı dinmiyor
içimde binlerce masal kanıyor
kimse bilmiyor
sustum
sustu benimle sarı sabır, sustu hasret, sustu zaman...!


YERİNE SEVEMEM...

BİTTİM

 

Uzağında kaldım her şeyin,
Senin,sevginin uzağında…
Ellerim boşlukta kaldı,kollarım yokluğu sardı,
Sensizlik içime…en içime işledi.
Nedense bir türlü hazmedemedim gidişini !
Sanki hiç bir şey yapmamışsın gibi…
Sen gittin ben bittim…

Anlamsız savaşlar verdim inadına,
Zaman derman olmadı azan yarama,
Seni unutamadım,hasretinde toparlanamadım,
Yani gittin ya ! ben bittim…

Direnemedim sensizliğe,
Kahırla,isyanla geçti her günüm.
Alıkoydu her şeyimi sensizlik nöbetleri,
Ta hücrelerime kadar eridim,
Bakma öyle bir şey olmamış gibi;    

 Sen gittin ben BİTTİM                              44id2

SEVGİNİ HELAL ET

Ağladığını gördüm düşümde,
Gözyaşına uzandım dokunamadım...
Bi sigara yaktım ikimize,
Dumanıyla birlikte seni çektim içime,
Son nefeste haykırdım adını,
Seni bulamadım.

Ellerim ellerini aradı,
Gözlerim gözlerine hasret.
Aynı havayı soluduğuz yerlerde dolaştım,
İzine rastlayamadım

Şimdi sana son kez yalvarıyorum gel,
Hani bırakmıştın ya beni bi ayaz gecesinde
Ben hala o gecedeyim gel, Kokuşmuşluğumla ,açlığımla ,sevdamla...
Seni bekliyorum gel

Yorgun akşamlarda adını kazıdım duvarlara,
Gülüşünü özledim.
Gülüşünü özledim gittin.
Etrafa neşe saçan gülüşünü, beni parçalayan gidişini özledim.
Şimdi ölüm döşeğindeyimVasiyetimi yazıyorum,
Üstüme örttükleri yırtık ceketimi yağmurlara,
Cebimdeki son sigarayı aşıklara,

Kalbimden süzülen gözyaşlarımı sana bırakıyorum,


Ve diyorum ki;

El ele tutuştuğumuz,
Hasretle kavuştuğumuz günlerin hatırına, SEVGİNİ HELAL ET..!




sensizlik

Nereye gitsem yanımda götürüyorum sevgimi ve nefretimi, her sabah yeniden sayıyorum kaç gündür görüşmediğimizi. Rüyalarımda görüyorum karşılaştığımız anı, başımı çeviriyorum, bulamıyorum söyleyeceğim kelimeyi.

Nefretimle uykuya dalıp ve sevgimle kalkıyorum. Her sabah yeni bir güne başlasam da, sensiz yeni bir hayata başlayamıyorum.

Sabahları cebime koyup "iyi ki"lerimi, "keşke"lerimi, pişmanlıklarımı, çıkıyorum yola, günün bir saatinde "keşke"lerimi alıyorum, başka bir saatinde "iyi ki"lerimi yanıma.

Bir cebimde ise hasretin hala duruyor, yapacak hiçbir şey bulamayınca kalbim bu yorgun kelimelerden medet umuyor.

Senden gittiğimde sadece yaralandım sandım, aslında ruhum bedenimden ayrılmış, geriye kalan bir et parçasıymış anladım.

Artık kiminle konuşsam ruhum sendeki gibi havalanmıyor, bugün kiminle tanışsam kalbim sendeki gibi atmıyor.

Yanımdan geçen herkese sen misin diye bakıyorum, seni gördüğüm anda başımı çevirip kaçıyorum. Senden uzaklaşmak için sana doğru koşuyorum.

Bir gün ararsan, açmayacağım diye kendime sözler veriyorum, her telefon çaldığında sen misin diye heyecanlanıyorum. Seni aramamayı cesaret sanıyorum, aramak mı zor aramamak mı bilmiyorum...

Hiçbir gelen senin yerini doldurmuyormuş, hiçbir giden senin kadar acıtmıyormuş.

Sensiz bir hayatta da mutluluk yokmuş aslında, yokluğunun acısı sevgimden büyükmüş aslında.

__________________

HİC ÖLMEYİ DENEDİN Mİ?

HİÇ ÖLMEYİ DİLEDİN Mİ?

Ruhunun derinliklerinden gelen
Toprağın çağrısını duyduğunda
Hiç boyun eğmeyi istedin mi?

Aydınlık sabahları bırakıp
Nemli odalarıma konuk edilmeyi bekledin mi?
Karanlık ve küf kokusu içinde çürümeyi?

Hiç ölmeyi diledin mi?

Kendini terk edilmiş bir harabe gibi hissettiğinde
Senin için açılmış kollarıma atılmayı
Herşeyden çok istedin mi?

Seni yalnızlığa itenlerin gidişlerini izlerken
Arkanda bir mezar taşından başka
Hiçbir şey bırakmama fikrini sevdin mi?

Karanlık dehlizlerde gezinmeyi
Kara toprağın ötesini
Merak ettin mi?

Soruyorum
Hiç ölmeyi diledin mi?

 

SERSERİimagescopyed91vvSERSERİ

November 18

GİDİYORUM

Hayat sıkmaya başladı gidiyorum artık,
Gidiyorum sensizken sensizliğe,
Bir masal gibiydi sen ve dünya,
Bir varmış bir yokmuş diye başlayan,
Ve sona doğru yaklaşılan.
Ölümden korkmuyorum artık,
Korkularımı sende bıraktım,
Ölmekten korkmuyorum artık,
Ben ölümü ilk seninle tattım.
İlk gördüğümde gözlerini,
Dünya sanki cennet oldu bana,
Kalbini tanıdığımda
Düşlerim yoluma çıktı her sokakta
Seninle tanışmam bir anlıktı
Kaybetmemde bir anlık oldu.


Ölümden korkmuyorum artık,
Ölmekten kokmuyorum,
Ben ölümü ilk gözlerinde tattım.
Kaybetmekten korkmuyorum artık,
Ben hayatımı sayende kaybetmeye kalktım.
Ne gurur, ne derman kaldı dizlerimde,
Uğrunda ömrümü harcadım,
Anlatmaya kalktım aşkımı,
Ya ben anlatmayı başaramadım,
Ya da sen anlamayı başaramadın.
Ölümden korkmuyorum artık,
Son satırlarını yazıyorum,
Sensiz hayatın.
Ölümden korkmuyorum artık,
Ben uğruna canımı adadım.
Sevdiğim gözlerin hiç geceleri
Ağlamaktan ağırdı mı senin.?
Hiç elinin kolunun
Bağlı olduğu oldu mu?
Sen dünyanın en kalpsiz
insanını sevdin mi hiç?
Uğrunda ölmeyi düşündün mü?
Bu dünyanın yalan olduğunu,
Geç olsa da anladın mı sen.
Ölümden korkmuyorum artık,
Alıştım ben hergün ölmeye,
Ölümden korkmuyorum işte
Benim ruhum zaten hiç bedenimde değil ki!
Senin o gözlerini incelemekte.
Ölümden korkmuyorum artık,
Yaklaşıyorum her geçen dakika,
Bu dünyadan göçüp gitmeye.
Ölümden korkmuyorum artık,
Korkuyorum dünyada sana birşey olmasından,
Korkuyorum canının acımasından,
Ölümden korkmuyorum artık,
 
NİHAN KORKMAZ

 

SUSMAK

Sessizlik cinayettir bazen!


Belki ellerine kan bulaşmaz; belki gözlerini yumar, kulaklarını tıkarsın; çığlıklar parçalanır duvarlarında...
Kafanı çevirirsin yardim nidalarına ya da elvedalara...
Hiçbir şey değişsin istemezsin; yolunu tutmuş, yükünü almışsındır; paylaşmayı bilmezsin....
Kimsenin yerine koyamazsın kendini; ne anlamaya, ne anlamlandırmaya çalışmazsın bir şeyleri...
Sevgiden, aşktan, dostluktan dem vurup, ortak olmazsın sorunlarıma...
Her adım atışında çekersin kendini geri; "konuş!" derim, susarsın...
Ya düşüncelerin yoktur kendine ait, ya korkarsın düşündüklerini söylemekten...
Gerçekten var mısın, ihtiyacım olduğunda ortalıkta görünmezken...
Nasıl inanırım sana; haklıya "haklı", haksıza "haksız" diyemezken...
Sessizlikte boğulurken sesim; ancak fısıldayarak söyleyebiliyorum: "sessizlik cinayettir!"

Gidene "gitme" diyemeyenin, gelene "hoş geldin"'i ne kadar anlamlıdır bilemiyorum.
Benim gibi konuşmayıp, benim gibi yazmayandan uzak durursam; nereye götürür beni bu tekdüzelik!

Arada bir "saçmala!" desin biri, ölçüp biçeyim, düşüneyim üstünde; onun kadar sert, onun kadar umursamaz olmayayım; içim rahat olsun "yanılıyorsun" derken ve gülümseyeyim.
Dikkatli oldugumdan dikkat isterim doğru; kaçınırim kötü söz söylemekten; anlamadan itham etmek istemem; tahammül gösteremem yargısız infazlara; her duyguma bir cümle bağlayabilirim istersem; ama öfkelenmeden yazamam, yazamam yazmasına da sövemem de kimseye...

Sessizlik izin verir karşındakine, seni dilediğince yorumlaması için...
Ve bazen, en fazla bağıranla, hiç sesi çıkmayanı ayıramam birbirinden...
Ve merak ederim: "Ne saklıyorlar benden?"

Belki gözlem yapıyorlar, belki veri topluyorlar; herkes bağırırken susmak, erdem sayılır belki; ya sessiz çoğunluğun bir parçası olmak?
Ben ağlarken gülüyorsan anlayış gösterebilirim; ben ağlarken ağlıyorsan "dostum" diyebilirim, ben kalırken gidiyorsan "korkak" sanabilirim; ben severken itiyorsan, vazgeçebilirim senden ve ben sorarken susuyorsan, katlim vaciptir demektir; ölebilirim!
Sessizlik cinayet işler bazen; ne bir tanık, ne bir kanıt bırakmaz arkasında; bazen bizim gibi sessiz, bazen tırnaklarını toprağa geçirerek, hayatımızdan çıkıp gider insanlar; bazen anlamamanın, bazen anlaşılmamanın acısını duyarlar.
Ve fark etseler de, etmeseler de, kimse güvende değildir artık; oysa, güvende olmak için tercih edilir susmak!
Ve vicdanımızın tek düşü olur; deliksiz uyumak!

Sessizlik cinayettir bazen!


Belki ellerine kan bulaşmaz; belki gözlerini yumar, kulaklarını tıkarsın; çığlıklar parçalanır duvarlarında...
Kafanı çevirirsin yardim nidalarına ya da elvedalara...
Hiçbir şey değişsin istemezsin; yolunu tutmuş, yükünü almışsındır; paylaşmayı bilmezsin....
Kimsenin yerine koyamazsın kendini; ne anlamaya, ne anlamlandırmaya çalışmazsın bir şeyleri...
Sevgiden, aşktan, dostluktan dem vurup, ortak olmazsın sorunlarıma...
Her adım atışında çekersin kendini geri; "konuş!" derim, susarsın...
Ya düşüncelerin yoktur kendine ait, ya korkarsın düşündüklerini söylemekten...
Gerçekten var mısın, ihtiyacım olduğunda ortalıkta görünmezken...
Nasıl inanırım sana; haklıya "haklı", haksıza "haksız" diyemezken...
Sessizlikte boğulurken sesim; ancak fısıldayarak söyleyebiliyorum: "sessizlik cinayettir!"

Gidene "gitme" diyemeyenin, gelene "hoş geldin"'i ne kadar anlamlıdır bilemiyorum.
Benim gibi konuşmayıp, benim gibi yazmayandan uzak durursam; nereye götürür beni bu tekdüzelik!

Arada bir "saçmala!" desin biri, ölçüp biçeyim, düşüneyim üstünde; onun kadar sert, onun kadar umursamaz olmayayım; içim rahat olsun "yanılıyorsun" derken ve gülümseyeyim.
Dikkatli oldugumdan dikkat isterim doğru; kaçınırim kötü söz söylemekten; anlamadan itham etmek istemem; tahammül gösteremem yargısız infazlara; her duyguma bir cümle bağlayabilirim istersem; ama öfkelenmeden yazamam, yazamam yazmasına da sövemem de kimseye...

Sessizlik izin verir karşındakine, seni dilediğince yorumlaması için...
Ve bazen, en fazla bağıranla, hiç sesi çıkmayanı ayıramam birbirinden...
Ve merak ederim: "Ne saklıyorlar benden?"

Belki gözlem yapıyorlar, belki veri topluyorlar; herkes bağırırken susmak, erdem sayılır belki; ya sessiz çoğunluğun bir parçası olmak?
Ben ağlarken gülüyorsan anlayış gösterebilirim; ben ağlarken ağlıyorsan "dostum" diyebilirim, ben kalırken gidiyorsan "korkak" sanabilirim; ben severken itiyorsan, vazgeçebilirim senden ve ben sorarken susuyorsan, katlim vaciptir demektir; ölebilirim!
Sessizlik cinayet işler bazen; ne bir tanık, ne bir kanıt bırakmaz arkasında; bazen bizim gibi sessiz, bazen tırnaklarını toprağa geçirerek, hayatımızdan çıkıp gider insanlar; bazen anlamamanın, bazen anlaşılmamanın acısını duyarlar.
Ve fark etseler de, etmeseler de, kimse güvende değildir artık; oysa, güvende olmak için tercih edilir susmak!
Ve vicdanımızın tek düşü olur; deliksiz uyumak!

 

ASİ

 

 

 

@BL@M V€ B€NBABAM

August 06

GİDİŞİM.. " BENDEKİ YOKLUĞUN OLACAK..!"

Aşağıda herşey giderek küçülüyor küçüldükçe bütün yollar birbirine benziyor bütün ağaçlar bütün evler... Küçüldükçe,birbirine benzedikçe herşey hızla çoğalıp yokoluyor. Seni de böyle küçültebilecek miyim içimde O kentte seninle yaşanan o kocaman o küçük zaman dilimini diğerlerine benzetip çoğaltabilecek miyim?Yokedebilecek miyim? O kentin yollarında kaybolmuştum ben bütün sokaklar senin kapına çıkıyordu.Orada hangi evin kapısını çalsam sen çıkıyordun karşıma, belki de ben hep senin kapını çalıyordum. Baktığım bütün insanlarda bir parça seni gördüm,yüreğim irkilerek...

 Günlerce sen indin taksilerden, bütün telefonlarda senin sesin, soluduğum havada bile sen vardın.Durmaksızın senin kokunu doldurdum içime.. O kentte seninle boğulup kalmıştım.

 Seninle yaşamak herşeye rağmen güzel, upuzun bir düş gibi geliyor bana. Ama yalnızca bir düşle ne kadar yaşayabilir ki insan...?  Seninle yaşadığım tutkunun sende dokunduğum tenin, her gittiğim yerden alıp beni sana getiren kokunun ansızın tükenip yokolabileceği korkusuyla daha ne kadar yaşayabilirdim.?  Üstelik artık yavaş yavaş karabasana dönüşen bir düş. İkimizde o kentte oldukça hiç bitmeyecekti. Kimbilir belkide o kentin kendisi bir düştü. Bir başka kentte sevebilir miydim seni?  Seni sevme cesaretini bulabilir miydim kendimde?

Seni sevme sabrını gösterebilir miydim?

 O kent uçsuz bucaksız karmaşası içinde her gece akıl almaz raslantılarla yaşanıyor biliyorsun. Her gece bütün günahları saklıyor karanlığında . Yoruyor insanı; bitmez tükenmez bir yorgunluğun içinde uyuşturuyor. Öylesine uyuşturuyor ki yaşanmış bütün hoyratlıkları, bütün düş kırıklıklarını çarçabuk unutuyoruz..Unutulmayan düş kırıklıkları ya da en derinden yaşanan pişmanlıklar hiçbirşeyi yeniden başlatmaya yetmiyor.

 Doğru sen milat oldun benim yaşamımda “Bir ömürde kaç kez milat yaşanır” bu soruyu sorarken ne kadar güvenliydin kendine... Oysa bana seninle yaşadığımız milattan önce de yaşadığımı bilmek yetiyor.Sende bilirsin doğada hiçbirşey tümüyle yokolmaz . Her nesne dönüşür yalnızca, sürekli olarak dönüşür yeni birşeylere. Doğanın sonsuz devinimini yaratır bu dönüşüm. Bütün bunları senden öncede biliyordum ben. Şimdi senden önce nasıl yaşandıysa senden sonrada öyle yaşanacağını bildiğim kadar iyi biliyordum üstelik. Bunu bilmek öylesine güç veriyor ki bana yaşanmış tüm düş kırıklıklarını, unuttuğum tüm pişmanlıkları yeniden anımsıyorum. Beni her an biraz daha tüketen yokluğunu,bendeki yokluğuna dönüştürebileceğime de daha çok inanıyorum artık.

 “Kaçış bu”dedin bana . Sesin öfkeliydi. Ellerinden anladım şaşkınlığını. Seni bırakıp gideceğime hiç inanmamıştın biliyorum.. Oysa yanıbaşında gecelerboyu hazırlandım yokluğuna farketmedin. Karanlığa sığınıp usulca uykusuzluğumu değdirdim uyuyan bedenine. Senin koynunda ellerimi saçlarında gezdirirken her gece yeniden yitirdim seni. Bir daha dönmemecesine her gece bırakıp gittim. Yapamadım. Uykusuz sabahlarda yeniden çaldım kapını.Beynimdeki o deli,tutkulu çığlıklarda aradım hep koynunda buldum seni..

 Bu kenttende senden de kaçabilir miyim hiç.? Bu kenti ne çok severim bilirsin ,  Seni...Hayır kaçış değil ama karşı konulmaz bir sürüklenme duygusu bu. İnsanoğlunun bütün acılardan sonra yüzünü kendine, yalnızca kendine dönüp yaşadığı bir sürgün.Her sürgün gibi benim sürgünümde de ayrılık kaçınılmaz ve her sürgün gibi benim sürgünümden de yeni buluşmalarla dönülecek.

 -yılın sonunda öyle çok alışmışım ki sana
Üstelik sen öyle bağladın ki beni,
sana yaklaştıkça kendimi yitirdim yok oldum sonunda.

Gidişim seninle yaşanan bütün yokluklardan arınmak olmalı...

 “Seviyorum seni” demiş miydin hiç... Sanmıyorum ama sevmek tenin tene karşıkonulmaz dokunuşysa, tutkulu çağrıları bir gecenin uykusuzluğunda yatıştırmaksa eğer sevdin beni biliyorum. Diğerlerini sevdiğin kadar sevdin beni de. Bizi sarıp kuşatan o koskoca fanusun içinde, kurulu bütün değerlere gözü kara bir başkaldırı olmayacak mıydı DOSTLUĞUMUZ... Sen,yaşamın sürekli değişen renkleriyle çoğaltabildin kendini. Yeni yeni sevgileri taşıdın sevgimize. Bende denedim, diğerlerini sevmeyi bende istedim. Ama senin kokunla öyle doluydumki...  ne kokularını duyabildim onların,  ne de soluk almayı becerebildim. Geriye yalnızca yokluğunu yaşamak kaldı bana.

 Yanıbaşımda yokluğuna dayanamazdım.

 “Bütün günahlarını bana bırakıp gidiyorsun öyle mi!...”

 Herşeyimi sana seninle birlikte varoluşuma borçlu olduğumu söyleyen sen değil miydin?Kimbilir doğruydu belkide... Bir tanrı olmak istedin sen; küçücük dünyamın tek tanrısı...O zaman günahlarımdan korkmamalısın, tanrıların günahı olmaz ki. İçinde okuyup  büyüdüğüm o kenti adım adım doldurdun. Günahlarımla, korkularımla yürek acılarımla yapayalnız bıraktın beni. Onları sana değil tümüyle sana ait olan kente bırakıp gidiyorum. Çünkü onlarda benim gibi yalnızca seninle varoldular. Oysa

“Gidişim, Bendeki Yokluğun Olacak” biliyorsun.

 Bembeyaz bulutların arasında ilerliyor uçağım. Soluğunun başımı döndüren ılıklığını duyuyorum. Yüzün arasıra görünüp kayboluyor. Yüzünü bulutların arasında gördükçe sana henüz söylemediğim bütün sözler adına burukluk kaplıyor içimi.O kentin seninle yürüyemediğim yolları bütün kıyıları seninle açmadığım bütün kapıları adına...

 Yaşamın sana ait olan biriktiremediğim her anı için kahrolası bir pişmanlık duyuyorum.

 Yolboyu ilerliyor uçağım. Gidilecek yere henüz varılmadı. Uçak az sonra inişe geçecek biliyorum ki varılacak yerde sen olmayacaksın artık, bulutlar olmayacak.

 Yüzünü de yavaş yavaş unutacağım... 

SERSERİ 

O OLMASA NE OLUR?

O olmazsa yaşayamam
O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle O daha az sever seni,
Senin O'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...

 

HAYAT BU ÇOKTAN SEÇMELİ...

     Bugün seni çok ama çok özledim de söylemek istemedim. Niye öyle burnumun sızladığını, içimin burulduğunu, gözlerimin çaktırmadan ıslandığını anladım da ondan seni özlediğimi söylemedim. Bu güzel eylül gününde Boğaz'ı seninle seyretmek isterdim, sigaramın yarı dumanını rüzgarla paylaşmaya hazır, bedenim göğsüne yaslanmış öylece bakardım görüntüye. Bakarken güzel şeyler düşünürdüm! Sabah rastgele müzik dinlerken kimin söylediğini bilmediğim bir şarkının sözü çok hoşuma gitti. Kıymetimi bilmen için illa gitmem mi lazım, sevdiğini duymak için illa ölmem mi lazım diye soruyordu. Ya da benim bu şarkıdan çıkardığım sonuç bu emin değilim. İnsan hem sevdiğini söyleyip de hem neden sevdiğinin yanına gelmez.
       Ben seni öyle ilahi bir aşkla seviyorum ki anlatmaya kalksam, kelimelere döksem ifade edememekten korkuyorum. Ya da dile dökülenin basitleşmesinden. Ben eğer becerebilsem parmaklarımla kaburgalarımı ayırıp seni içimdeki buğuda saklarım.
      Uykunun en derin yerinde birden uyanınca seni yanımda görmek, pişirdiklerimin güzel olduklarını gözlerinden okumak, kış gecesinde söylenmeden patlatılmış mısırı paylaşmak, televizyondaki filmi seyretmek için demlenmiş çayı birlikte içmek, hastalıklarda sevgiyle sıkılmış limonata içirmek, kahvenin telvesinde yazanları birlikte yaşamak, sabahın kör saatinde denize girmek, emanet alınmış bir motorsikletle gezintiler yapmak, sırtıma dolanmış kollarınla güneşi batırmak, bizim batırdığımız güneşin doğduğu ülkedeki insanların hayatları hakkında abuk hikayeler uydurmak, bozuk musluk yüzünden kavga etmek, ne kadar rahat adamsın ne kadar telaşlı kadınsınlarla başlayan cümlelerle tartışmak, hayatı-hayatın getirdiklerinin tümünü seninle paylaşmak. Bugün seni çok ama çok özledim de söylemek istemedim.

     Hani geçen akşam trafik kazası yüzünden ölmüş birini görmüştük. Üzerini örtmüşlerdi de sadece ayakkabıları görünüyordu. Ben çok etkilenmiştim de sen "adamı tanımıyorsun bile" diyerek etkilenmemin sebebini anlamamıştın. İlk düşündüğüm hayatın çok mu değerli olduğu yoksa düşünmeye değmeyecek kadar basit mi olduğu hakkında aklım karışmıştı. Ne zaman ölümle karşılaşsam aynı karmaşık duyguları hissederim zaten de sevince insanın içi daha çok acıyor. Öleni tanıman gerekmiyor ölüm karşısında. Orada yatan sende olabilirdin bende. Seni düşünmek bile istemiyorum. Kendimi öldükten sonra düşünemeyeceğime göre sana acı çektirmek istemiyorum. Eee diyeceksin. Eee si ölüm var, eve gitme süresince bile ertelenemiyor seni yolun ortasında yakalayıveriyor ve bulduğu yerde götürüyor. Bu yol kıyısında bize göre zamansız bir kaza olabilir, deniz gezmesinde söylenenler söylenmeden gelebilir, yaşanacakları beklemeden de... Yaşamak istediklerini söylemeden... Bir akşam denizden dönerken aynı duygu karmaşasını hissederek, sana telefon açıp "Hayatı benimle paylaşır mısın" diye sormuştum. Güzel şeyler söyledin de hala net bir cevap alabilmiş değilim artık hiçbirşey sormuyorum. Sende unuttum zannediyorsun herhalde. Artık çok özlediğimde bile özlediğimi bu yüzden söyleyemiyorum. Cevapsız sorular varsa ortalıklarda, yalansız olmuyor yaşananlar.

      Bugün seni çook özledim de yinede söylemedim bu yüzden. Orada yatan bende olabilirdim. Bırak işlerini de ben söylemeden kendin gel.

 

ÖZLEMEK

yanımda, yöremde yoksun. dokunmak, tutunmak istesem... başımda kavak yelleri eserken geldin. bu süt liman gecelerde sanadır, bunca sitem...bahçede bir kaç dal titrer, yüreğimde bütün bir sen.

seni nasıl özlediğimi bir bilsen...

yokuşlar çıkar karşıma birden, duvarlar yükselir, inceden. mesafeler uzar, zaman daralır, ufukta ufalır, ne kaldıysa önceden...salkım söğütlerden bir yaprak düşer, yüreğimden bütün bir sen.

seni nasıl özlediğimi bir bilsen...

miadını dolduruyor, yaşanmamış sevdalar. bir daha yaşanmayacaklar. hasretlerini savuruyor, yüreğimde tüm ağaçlar. bil ki, sensizliği asla kuşanmayacaklar. ..gözlerimde iki damla yaş kalır, yüreğimde bütün bir sen...aahh, seni nasıl özlediğimi bir bilsen;

seni nasıl özlediğimi bir bilsen...


ikindi yağmurları yağmakta yine; kuşlar, ıslak toprak kokusuyla mest...peykelere sığınır, sırılsıklam anılar. ben anıların pençesinde derdest...çatı arasından sular damlar, parkelere; yüreğime bütün bir sen.

seni nasıl özlediğimi bir bilsen...

gecenin bir yarısı... orda, eski köprüde oturmuş, nehrin hareli akıntısına dalıp gitmişim. aynı nehrin kıyısında bir ev; hafifçe sıyrılmış perdeler. pencere kenarında sen olsan da, iki adımlık yerde ben kaybolmuş, yitmişim...
köprü altından Göksu akar gider, yüreğimden bütün bir sen.

seni nasıl özlediğimi bir bilsen...

titrek bir nağmede dalgalandı yüreğim. kulaklarımda, uzaklardan tatlı bir gülüş... tebessümlerde donup kalsaydı keşke yaşam; ama ne mümkün! alnımda kıvrım kıvrım kederler, her biri ayrı bükülmüş...
bir acı tebessüm çökmüş yüzüme, içime bütün bir sen.

seni nasıl özlediğimi bir bilsen...

gurbet, gurbetlikten çıkmadan gel! bak alışacağımdan korkuyorum, seni göstermeyen semtlere, saatlere... yarın deme; yarını yok aşkın, yarını çok... takatim kalmadı artık, ufku belirsiz vaatlere...gel; gurbetlerde garipliğim kalsın yine, yüreğimde bütün bir sen.

seni nasıl özlediğimi bir bilsen...

hep yakamıza yapışan dargınlıklar... bizi böyle ayıran akşamlara ne desem, fayda etmiyor. parçalanmış bir sevdanın kırıntıları mı kalacak ellerimizde hep. isyan edemiyorum ya; ağlamak istesem göz yaşlarım yetmiyor...
neylesin gönül; dağlara kızıllık vurmuş, yüreğime en hazin sen...

ahh, seni nasıl özlediğimi bir bilsen

_____________________________________

Bedenim sensizde nefes alıcak !
Ve yüregine...ellerine...gözlerine söylüyorum
dinle...
n.e.f.r.e.t.i.m.s.i.n
Oysa ki.....
n.e.f.e.s.i.m.d.i.n !!!

 NİHAN KORKMAZ

SERSERİ